ORMANLARIMIZA SAHİP ÇIKALIM BİRLİĞİ”NİN YAKLAŞIMLARI;

TEZLERİ ve SORULARI

 

 

A)    ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ ve “2 B”

 

1)            Orman vasfını kaybetmiştir” gerekçesiyle ormancılık düzeni dışına çıkarılan yerlerle ilgili tartışmanın çoğunlukla yanlış ve eksik yapıldığını; bu nedenle de kamuoyunun yanıltıldığını düşünüyoruz.: i) Kamuoyunda artık “2 B” olarak anılan konunun tartışılması sırasında, ağırlık, 2002 yılı sonuna değin “2 B” arazisi olarak ormancılık düzenin dışına çıkarılan arazilerin satılması-satılmamasına verilmektedir. Bu Birliğimize göre şimdilerde yapılması gereken bir tartışma değildir; yapılması da orman tahriplerinin olağandışı boyutlara çıkmasına yol açmıştır; orman yangını sayısının geçen yılı göre iki kat artmış olması bu gerçeğin somut göstergesidir. Çünkü, ülkemizde orman kadastrosu çalışması henüz tamamlanmamıştır. Bu nedenle, tartışılması gereken, öncelikle, “2 B”lik durumunu ortaya çıkaran nedenlerin, karar süreçlerinin ve ilgili iş ve işlemlerin neler olduğu ve giderek de nasıl ortadan kaldırılacağıdır. Bu gerek yerine getirilmediğinde, yeni “2 B” durumlarının ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır.  ii) “Orman vasfını kaybetme” olarak açıklanan durum bir sonuçtur  ve Türkiye’de bu sonuca yol açan bir süreç işlemektedir: Bu durum için tarihsel sınır olarak 1973 yılında getirilen 15.10.1961 tarihinin 1982 Anayasasında 31.12.1981’e çekilmiş olması da bu gerçeğin kanıtıdır. Ayrıca, 1981 yılında bu yana da “orman vasfını kaybettirme” eylemleri sürmektedir.

 

2)            Tartışma konusu “2B” arazileri Hazine’nindir; yani kamunundur. Dolayısıyla da kamu yararına değerlendirilmesi gerekir. Ancak, Çevre ve Orman Bakanlığı ve/veya Orman Genel Müdürlüğü bu gereği yerine getirebilecek veri tabanına sahip değildir. Sözgelimi; nerelerdeki “2 B” arazilerinin, ne kadarının, kimler tarafından, hangi amaçlarla kullanıldığı bilinmemektedir.

 

3)            İlgili Bakanlığın da açıkça belirttiği gibi “2 B” arazilerinin bir kısmı işgal edilmiştir. Ayrıca, bu araziler, Anayasanın 169. Maddesi ile 6831 sayılı Orman Kanunu’nın çeşitli maddelerinin suç saydığı eylemlerle “2 B”lik duruma getirilmiştir. Buralarının işgalcilerine satılması bu suçların parayla affedilmesi anlamına gelecek; dolayısıyla da bu türden eylemler özendirecektir.

 

4)            Konu temelde; “belirli özelliklere sahip arazilerin orman/ormancılık düzeni sınırlarına dışına çıkarılmasıdır”. Orman vasfını kaybetmiştir gerekçesiyle” orman/ormancılık düzeni dışına çıkarılması, konunun yalnızca bir boyutudur. Hemen hemen hiç tartışılmayan ikinci boyutu ise “orman olarak muhafazasında yarar görülmeyen yerlerin” orman/ormancılık düzeni dışına çıkarılmasıdır. İki boyut kapsamında yapılan iş ve işlemlerin ekolojik ve ekonomik dayanağı olabilecek veriler, araştırmalar yoktur. Bu durum, özellikle devlet ormanı sayılan arazilerinde, deyiş yerindeyse gücü gücüne yetenlerin diledikleri gibi at koşturabildikleri bir alana dönüştürmektedir. Bu alanda at koşturanlar da, kötü niyetli siyasetçilerle arazi vurguncuları olmaktadır.

 

 

 

5)            Anayasa değişikliğinin orman köylülerinin yararına olacağı tezinin öne sürülmesi ise tümüyle gerçek dışıdır. Çünkü, gündemdeki değişiklikle, orman köylülerinin çeşitli amaçlarla kullanageldikleri arazilerin de orman köylülerine satılması öngörülmektedir. Bu denemiştir ve satışa çıkarılan “2B” arazilerinin ancak % 10’u, o da orman köylülerini aldatan arazi vurguncularına satılabilmiştir. Ormandan arazi kazanmak zorunda bırakılan orman köylüsünün bu zorunluluktan kurtarılmadan ellerindeki arazilere de satın alarak sahip olma uygulaması, bu yurttaşlarımızı yeni ormandan arazi kazanma eylemlerine yöneltebilecektir. Sorun, söz konusu arazilerin orman köylülerine satılmasıyla değil, ancak, bu yurttaşlarımızı “2B” lik arazi yaratmaya yönelten nedenlerin ortadan kaldırılmasıyla kalıcı biçimde çözümlenebilecektir.

 

6)            Bu aşamada, değişiklik yasası ikinci kez veto edilerek TBMM’ye geri gönderilmiştir. Ne olacağı belirsizdir ve bu belirsizlik, orman tahriplerini hızlandırıp yaygınlaştırmıştır. Orman Genel Müdürülüğü’nün ilgili biriminin saptamalarına göre İstanbul çevresindeki 2B arazilerindeki izinsiz yapılaşma 3 bin hektar dolayında iken iki ay içinde 4 bin hektara çıkmıştır; “2 B” arazisi olduğu bilinen ya da sanılan ve henüz yapılaşmamış olan araziler hızla yapılaştırılmaktadır. Bu nedenle, artık Hükümetin bu konuda ne yapılacağını tüm boyutlarıyla kamuoyuna açıklaması gerekmektedir.

 

7)            Anayasa değişikliğiyle elde edilmek istenen sonuçlar için Anayasa değişikliğine gerek yoktur: Yapılması gerekenler ise sırasıyla şöylece özetlenebilir:

(i)             Öncelikle, giderek siyasal hesaplaşmaya dönüşen anayasa değişikliği girişimi gündemden tümüyle çıkarılmalıdır. Çünkü; i) sorunun kalıcı biçimde çözümlenebilmesi için anayasa değişikliğine gerek yoktur; 6831 sayılı Orman Kanunu’nda yapılacak değişiklikler, siyasal iktidarın ekonomik amaçları için bile yeterli olabilecektir. ii) Yapılacak değişikliğin eylemlerine anayasal dayanaklar sağlayacağını bilen orman vurguncularının şu sıralar yine hızlandırdıkları ormansızlaştırma, bu kapsamda da orman yakma eylemleri büyük ölçüde azaltılabilecektir.

(ii)           Orman kadastrosu çalışmaları tümüyle sonuçlandırılıncaya değin “2 B arazilerini” işgal edenlere, bir tür tazminat/kira ödettirme işlemi olan “ecr-i misil” uygulaması yapılmalıdır. Bu yolla devlete her yıl en az iki milyar dolar gelir sağlanabilecektir. Bunun için, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun ikinci maddesine bir yaptırım eklenmesi yeterli olabilecektir.

(iii)          Orman kadastrosu çalışmaları yapan heyetlerin üye bileşimi ve karar alma ölçütleri; herhangi bir yerin “bilim ve fen bakımından orman niteliğini kaybetmiş” sayılabilmesi için yalnızca ekonomik gerekçeleri temel almalarını değil kamu yararının ve ekolojik dengenin gözetilmesini de sağlayabilecek doğrultuda düzenlenmelidir. Bu amaçla Orman Kanunu’nun yedinci maddesi değiştirilmelidir.

(iv)         3402 sayılı Kadastro Kanunu’nuyla oluşturulan ve bileşimlerinde ormancılık biliminin gereklerini gözetebilecek bir tek üye bile bulunmayan kadastro ekiplerinin orman kadastrosu da yapabilme olanakları yürürlükten kaldırılmalıdır.

(v)           Orman kadastrosu çalışmaları ancak bu gerekler yerine getirildikten sonra olabildiğince kısa süre içinde sonuçlandırılmalı; bu kapsamda, gerektiğinde daha önce yapılan kadastro çalışmaları da gözden geçirilmelidir. Çünkü, Sultanbeyli’de bile olduğu gibi “2 B arazilerinin” bir kısmı yerel baskılarla üretilmiştir ve bir kısmı da kendiliğinden ormana dönüşmüştür. Üstelik, bu, yeni teknik ve teknolojik olanaklarla kolaylıkla gerçekleştirilebilecek bir işlemdir. Bu amaçla, Cumhuriyetimizin ilk orman yasasında da olduğu gibi, yürürlükteki Orman Kanunu’na, orman kadastrosu çalışmalarının belirli bir süre içinde bitirilmesini sağlayacak bir madde eklenmelidir.

(vi)         Orman köylüsü yurttaşlarımızın insanca yaşama koşularına kavuşturulabilmesi için de Anayasanın yürürlükteki 169 ve 170. maddeleri ile Orman Kanunu’nun 2. Maddesinin “A” bendi ve 2924 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkında Kanun’nun yaşama geçirilmesi amacıyla ulusal düzeyde bir eylem planı hazırlanmalı ve kararlılıkla uygulanması sağlanmalıdır.

(vii)        Orman kadastrosu çalışmaları sonuçlandırılıncaya değin de işgal edilmiş “2 B arazilerinin” yersel dağılımları; sağlıklı kentselleşme ve barınma, sürdürülebilir tarım ve hayvancılık ilkelerine uygunluk düzeyleri; kullanıcılarının hukuksal, ekonomik ve toplumsal kimlikleri ortaya çıkarılmalıdır.

(viii)      Ancak bu gerekleri yerine getirildikten sonra “2 B arazilerinin” kamu yarına değerlendirilmesine yönelik ülkesel ve yerel politika ve ilkeler geliştirilmeli; uygulama plan ve projeleri hazırlanmalıdır.

 

B)    6831 SAYILI ORMAN KANUNU’NUN DEĞİŞTİRİLMESİ

KIZILAĞAÇLARA, KIZILAĞAÇ ORMANLARIMIZA  KIYILMAMALIDIR !

 

 

Bilindiği gibi Doğu Karadeniz Bölgesi’nde doğal olarak yetişebilen orman ağaçlarından birisi de kızılağaçtır Orman Genel Müdürlüğü’nün son envanter çalışmalarına göre Türkiye’de 650 bin dönümü koru olmak üzere yaklaşık 1 milyon dönüm saf kızılağaç ormanı bulunmaktadır. Ancak, kızılağaç, öteki orman ağacı türlerinin egemen olduğu ormanlarda da bireyler ve kümeler halinde bulunabilmektedir. Uygun iklim koşullarında denizden 1700 m yüksekliklerde de doğal olarak yetişebilen kızılağaçlar  Bölgenin hem ekolojik dengesinin korunmasına ve hem de yöre halkının başta yakacak odun olmak üzere çeşitli gereksinmelerinin karşılanmasına yaşamsal önemde katkılar sağlamaktadır. Ek olarak kızılağaçların odunu, sanayide hammadde olarak kullanılabilmekte ve bu talep de giderek artmaktadır.

 

Öte yandan, herhangi bir yerin “orman” sayılıp sayılmayacağı, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 1. Maddesinde yapılan tanımdan hareketle ve aynı kanunun 2. Maddesi de göz önünde bulundurularak, orman kadastro komisyonları tarafından kararlaştırılmaktadır. Herhangi bir yer “orman” sayıldığında, mülkiyeti kime ait olursa olsun bu gibi yerler, Anayasamızın 169. Maddesine göre devletin gözetiminde  yönetilmektedir. Devlet bu gözetimini 6831 sayılı Orman Kanunu aracılığıyla yerine getirmektedir. 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 1. Maddesinin “H” bendinde nerelerinin ve hangi ağaç türlerinin oluşturduğu toplulukların “orman” sayılmayacağı da açıklanmaktadır. Bu açıklamalara göre, kızılağaçlar orman ağacıdır” ve oluşturduğu topluluklar da “ormandır”.

 

Orman Bakanlığı, bir süredir, 6831 sayılı Orman Kanunu’nda değişiklik yaparak kızılağacın “orman ağacı” ve dolayısıyla da oluşturduğu ormanların da “orman” sayılmamasını sağlayabilecek değişiklikler yapma çabası içindedir. Bu gerçekleştirildiğinde, kızılağaç toplulukları ve ormanlarından daha ekonomik yararlanılacağı öne sürülmektedir.

 

Başta özel mülkiyet altındaki arazilerde bulunanlar olmak üzere kızılağaç bireyleri, toplulukları ve ormanları hiçbir kısıtlamaya tutulmadan kesilebilecektir. Ancak, bu yıkım, özel mülkiyet altındaki arazilerle sınırlı olmayacak, “devlet ormanı” sayılan arazilerdeki kızılağaç topluluklarını ve ormanlarını da kapsayacaktır. Çünkü, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde orman kadastrosu çalışmaları henüz bitirilememiştir ve kadastrosu yapılan orman arazisi oranı Giresun’da % 6,5; Artvin’de % 3,8 ve Trabzon’da da % 12,4 düzeylerindedir. Kısacası, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde “orman” sayılan arazilerin ve bu kapsamda da kızılağaç toplulukları ve ormanlarının çoğunluğunun kimin mülkiyetinde olduğu henüz bilinmemektedir. Kaldı ki, kızılağaçlar  dereboyları, tarla kenarları vb  yerlerde de doğal olarak yetişebilmektedir. Söz konusu değişiklik gerçekleştirildiğinde, artık, bu gibi “sahipsiz” yerlerdeki kızılağaçları da, koruyabilecek hiçbir engel kalmayacaktır.

 

Öte yandan,  bilindiği yöre halkı ve özellikle de orman köylüleri, ülkemizin en yoksul kesimlerinin başında gelmektedir. Bu yoksulluklarının yanı sıra Bölgedeki odun işleyen sanayi kuruluşlarının talebi ve özendirici çabaları yöredeki yurttaşlarımızı kendi arazilerindekinin yanı sıra “devlet ormanı” sayılan arazilerdeki kızılağaçları kesip satmaya yöneltilecektir.

 

Ortaya çıkacak kızılağaç kıyımı, Bölgenin su-toprak dengesini onarılamayacak biçimde bozacağından yöredeki toprak kaymaları ve toprak erozyonu daha da yaygınlaşıp şiddetlenebilecek; her yıl Bölgede büyük acılara yol açan seller artık hiçbir biçimde önlemeyecek boyutlar kazanabilecektir.

 

Ülkemizde, her zaman olduğu gibi yine kolaycılığa kaçıp doğal olarak yetişmiş ağaç, ağaç toplulukları ve ormanları kısa sürede ekonomik yarar sağlama amacıyla yok etmekten başka da seçenekler bulunmaktadır: Bilindiği gibi, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 57. Maddesi, özel mülkiyet altındaki arazilerin yanı sıra Hazine arazilerinde ve hatta “devlet ormanı” sayılan arazilerde “özel orman statüsünde” orman yetiştirilmesine izin vermektedir. Başka bir söyleyişle, istedikleri taktirde yöredeki yurttaşlarımızın kızılağaç ormanı yetiştirmelerini engelleyebilecek bir hiçbir engel bulunmamakta; aksine, bu çabaları çeşitli yollarla desteklenebilmektedir.

 

Öte yandan, yine bilindiği gibi, ülkemizde Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki fındık arazilerinin daraltılmasına yönelik tarım politikaları uygulanmaktadır.

 

Bu olanaklara karşılık kızılağaçlar, neredeyse kavak kadar hızlı büyüyebilen ve sürgünlerinden de üretilebilen ağaç türleridir. Bu nedenle de yetiştirilmeleri durumunda, yetiştiricilerine çok kısa bir sürede ekonomik yarar sağlayabilecek duruma gelebilmektedir. Dolayısıyla kendi arazilerinde ve hatta fındıklıklarında; “devlet ormanı” sayılan arazilerde de kızılağaç yetiştirmeleri ekolojik yararlarının yanı sıra Bölgedeki yurttaşlarımıza yeni ekonomik katkılar da sağlayabilecektir.

 

 

Ne yapılmalıdır?

 

1)      Kızılağaçlar  orman ağacı” sayılmaktan çıkarılmamalıdır.

2)      Orman kadastrosu çalışmaları hızlandırılmalıdır.

3)      6831 sayılı Orman Kanunu’nun özel ağaçlandırma çalışmalarına dayanak olan maddeleri, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde daha özendirici kılınmalıdır.

4)      6831 sayılı Orman Kanunu’nda tapulu arazilerdeki “orman ağacı” sayılan ağaç türlerinin ve bu kapsamda da kızılağaçlarının sahipleri tarafından değerlendirilmesini kolaylaştırabilecek düzenlemeler yapılmalıdır.

5)      Doğrudan gelir desteği” uygulamaları sırasında,  arazilerinde kızılağaç ağaçlandırmaları yapacak yöre çiftçilerine öncelik ve ağırlık verilmelidir.

6)      Bölgedeki odun işleyen sanayilerin kızılağaç plantasyonları kurmaları özendirilmeli ve uygun araçlarla teşvik edilmelidir.