Orman Köylerinde Koyun ve Keçi Yetiştiriciliği Yeni Bir Kooperatif Ekonomisine Dönüşebilir
Orman Köylerinde Koyun ve Keçi Yetiştiriciliği Yeni Bir Kooperatif Ekonomisine Dönüşebilir
Türkiye'nin orman köylerinde koyun ve keçi yetiştiriciliği, yüzyıllardır sürdürülen geleneksel ekonomik faaliyetlerin başında gelmektedir. Ancak bu üretim biçimi bugüne kadar çoğunlukla yalnızca hayvancılık açısından ele alınmıştır. Oysa koyun ve keçi yetiştiriciliği; orman yönetimi, mera kullanımı, kırsal kalkınma, kooperatifçilik, biyolojik çeşitliliğin korunması ve orman yangınlarının önlenmesiyle birlikte değerlendirildiğinde orman köyleri için çok daha geniş bir ekonomik potansiyel oluşturmaktadır. Özellikle dağlık, kurak ve tarıma elverişsiz alanlarda koyun ve keçiler, insanların doğrudan değerlendiremediği bitkisel kaynakları et, süt ve diğer hayvansal ürünlere dönüştürmektedir.
Türkiye'de koyun ve keçi yetiştiriciliğinin önemli bir bölümü tarıma elverişli olmayan alanlar, anız ve nadas alanları ile mevsimsel otlakların değerlendirilmesine dayanmaktadır. Yerleşik üretim, yaylacılık ve göçerlik gibi farklı üretim biçimleri de tarihsel olarak hala varlığını sürdürmektedir. Bu yönüyle küçükbaş hayvancılık, orman köylerinde yalnızca bir üretim faaliyeti değil, ormanla iç içe geçmiş kırsal yaşamın ve yerel ekonominin önemli unsurlarından biri olarak görülmektedir. Burada belirleyici olan ise hayvan sayısını artırmak değil, yüksek verimli ırklar geliştirmek ve bu ırkları,mevcut kaynakları bilimsel ve planlı biçimde değerlendirmektir. Özellikle keçilerin çalı, sürgün ve çeşitli odunsu bitkileri, koyunların ise daha çok otsu bitki örtüsünü değerlendirebilmesi, doğru planlama yapıldığında aynı peyzaj içerisinde farklı kaynakların kullanılmasına olanak sağlamaktadır. Ancak bu potansiyelin ekonomik ve ekolojik faydaya dönüşebilmesi için otlatmanın mutlaka kontrollü yapılması gerekiyor.
Bir zamanlar keçinin ormanın düşmanı olduğu yönündeki yaklaşımın da bu çerçevede yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Sorunun yalnızca hayvan türünden kaynaklanmadığı, asıl belirleyicinin hayvan yoğunluğu, otlatma zamanı, alanın taşıma kapasitesi ve yönetim biçimi olduğu birçok uluslararası çalışmada ortaya konuluyor. Bu nedenle Türkiye'deki tartışmanın hangi hayvanın hangi orman veya mera alanında, hangi mevsimde, hangi yoğunlukta ve hangi amaçla otlatılacağı üzerine kurulması gerekiyor. Bu yaklaşım, ormancılık ile hayvancılık arasında yıllardır yaşanan çatışmanın yerine ortak bir yönetim modelinin geliştirilmesine de imkân sağlayabilir. Orman yönetim planlarıyla uyumlu, bilimsel esaslara dayalı sistemler sayesinde hayvancılık üretimi ile orman ve mera yönetimi aynı planlama içerisinde ele alınabilir. İklim değişikliğiyle birlikte orman yangınlarının daha büyük bir tehdit haline gelmesi ise kontrollü otlatmanın önemini daha da artırıyor. Avrupa'da özellikle İspanya ve Portekiz'de koyun ve keçilerden, yangın öncesi yanıcı bitki örtüsünün azaltılmasında yararlanılmaya başlanmıştır. Avrupa Birliği'nin LIFE projelerinde kontrollü otlatma ve diğer peyzaj yönetimi uygulamaları birlikte kullanılarak yangınların yayılmasını kolaylaştıran bitkisel yakıt yükünün azaltılması hedeflenmektedir.
Bu uygulamalar Türkiye için de önemli bir fikir ortaya koymaktadır. Orman yangınlarıyla mücadeleyi yalnızca yangın çıktıktan sonraki söndürme faaliyetleriyle sınırlamak yerine, yangından önce peyzajdaki yanıcı madde miktarını azaltan ekonomik faaliyetlerin de yangın önleme politikalarının bir parçası haline getirilmesi gerekmektedir. Böylece hayvan yetiştiricisi et, süt ve diğer ürünleri üretirken, planlanan alanlarda kontrollü otlatma yaparak aynı zamanda yangın riskinin azaltılmasına katkı sağlayacaktır. Böyle bir modelde ekonomik değer ile ekosistem hizmetinin aynı sistem içerisinde buluşması mümkün olacaktır. Koyun ve keçiden et, süt, peynir, yoğurt, yün, kıl, deri ve damızlık hayvan gibi ürünler elde edilirken, planlı otlatma yoluyla yanıcı bitki örtüsünün azaltılması, mera yönetimi, biyolojik çeşitliliğin korunması ve yangın riskinin düşürülmesi gibi kamusal faydalar da elde edilecektir. Gelecekte hayvancılık politikalarının yalnızca et ve süt üretimini değil, bu tür ekosistem hizmetlerini de dikkate alması önemli bir politika alanı ve gelir kaynakları yeterli olmayan orman köyleri ve kooperatifleri için ekonomik gelir haline dönüşecektir.
İçinde yer aldığımız Akdeniz ülkelerindeki bu yöndeki uygulamalar ülkemiz içinde önemli örnek oluşturmaktadır. İspanya, Fransa, İtalya, Yunanistan, Fas ve Tunus gibi ülkelerde koyun ve keçi yetiştiriciliği uzun yıllardır orman, mera, tarım alanları ve yaylalarla bağlantılı olarak yapılmaktadır. Günümüzde geleneksel küçükbaş hayvancılık artan maliyetler, düşük kârlılık, gençlerin sektörden uzaklaşması ve işletmelerin kuşaklar arasında devredilememesi gibi sorunlarla karşı karşıyadır. Bu nedenle geleceğin politikası yalnızca daha fazla hayvan yetiştirmek üzerine değil, üretimin daha verimli ırkların kullanılması ve yeni tekniklerle yetiştiriciliğin daha verimli hale getirilmesi ve elde edilen ürünün daha yüksek katma değerle pazarlanması üzerine kurulması gerekmektedir. Hayvanın kooperatif aracılığıyla kesim ve işleme aşamasına taşınması, etin yöresel ürüne dönüştürülmesi, ambalajlanması, markalaştırılması ve tüketiciye ulaştırılması üreticinin gelirini önemli ölçüde artırabilir. Aynı yaklaşım diğer sütlere göre değerli olan koyun ve keçi sütü ürünleri için de uygulanabilir. Köyde üretilen süt, kooperatif tarafından toplanarak peynir, yoğurt ve diğer yöresel ürünlere dönüştürülebilir; coğrafi işaret, kalite standardı, turizm, gastronomi, şehir pazarları ve e-ticaret kanallarıyla daha geniş tüketici kitlelerine ulaştırılabilir.
Türkiye'nin bu alandaki en önemli avantajlarından biri de çok sayıda yerel ve bölgesel koyun ve keçi ırkına sahip olmasıdır. Bu hayvanlar yüzyıllar boyunca bulundukları bölgelerin iklimine, bitki örtüsüne, hastalık baskısına ve üretim koşullarına uyum sağlayarak gelişmiştir. Bu nedenle her bölgede yüksek verimli ancak yüksek girdi isteyen hayvanlara yönelmek yerine, yerel koşullara uyum sağlamış ırkların korunması ve ekonomik değerinin artırılması daha sürdürülebilir bir yaklaşımdır. Yerel ırkların korunması aynı zamanda Türkiye'nin hayvansal genetik kaynaklarının ve biyolojik çeşitliliğinin korunması anlamına gelmektedir. Bu noktada orman kooperatifleri açısından yeni bir model geliştirilebilir. Yörelere göre gastronomi açısından marka ve pazar değeri olan ürünler Kooperatifler tarafından oluşturulabilecek bir yapı, yalnızca hayvan yetiştiricilerinin ortak örgütü olmakla kalmayıp, üretimin bütün değer zincirini yönetebilir. Damızlık hayvan temininden yem ve girdi tedarikine, veterinerlik hizmetlerinden ortak mera yönetimine, süt toplama ve peynir üretiminden et işleme, yün ve kılın değerlendirilmesinden markalaşma ve pazarlamaya kadar uzanan bütün süreç kooperatif çatısı altında birleştirilmesi mümkündür. Bu modelin en önemli yeniliklerinden biri ise kontrollü otlatmanın yangın önleme sistemiyle bütünleştirilmesi olacaktır.
Bölgesel markalar bu yaklaşımın örneklerinden biri olabilir. Yerel üretim ile coğrafi işaret, geleneksel ürün, gastronomi ve kırsal turizmin bir araya getirilmesi, küçük üreticinin elde ettiği gelirin önemli bölümünün köyde kalmasını sağlayabilir. Gençlerin köylerde kalabilmesi açısından da küçükbaş hayvancılığın yeniden tasarlanması gerekiyor. Geleneksel üretim biçimlerinin modern teknolojilerle birleştirilmesi, gençlerin sektöre ilgisini artırabilir. Böylece geleceğin orman köyü hayvancılığı yalnızca geleneksel çobanlık faaliyeti olmaktan çıkarak teknoloji, kooperatifçilik, gıda işleme, pazarlama ve ekosistem yönetiminin birlikte yürütüldüğü yeni bir ekonomik alana dönüşebilir. Türkiye için kurulabilecek sistemin temelinde orman köyü ve kooperatif yer alırken, bunun etrafında yerel ırkların korunması, planlı mera yönetimi, küçükbaş hayvancılık, ürünlerin işlenmesi, yerel marka oluşturulması, kalite ve coğrafi işaret sistemleri, e-ticaret, turizm ve ihracat birbirine bağlanabilir. Buna paralel olarak planlı otlatma, yanıcı bitki örtüsünün azaltılması, yangın riskinin düşürülmesi ve orman-mera ekosistemlerinin yönetimi de sistemin ikinci ayağını oluşturabilir.
Sonuç olarak dünyadaki örnekler koyun ve keçi yetiştiriciliğinin yalnızca et ve süt üretiminden ibaret olmadığını göstermektedir. Türkiye'nin geniş orman alanları, meraları ve yaylaları, zengin yerel koyun ve keçi ırkları ve güçlü kooperatifçilik geleneği dikkate alındığında, benzer çok işlevli bir modelin geliştirilmesi için önemli bir potansiyel bulunmaktadır. Ancak hedef yalnızca hayvan sayısını artırmak olmamalıdır. Orman köylüsünü ve kooperatiflerini güçlendirmek, kadın ve gençleri üretime daha fazla katmak, et ve süt ürünlerinden elde edilen katma değerin mümkün olduğunca köyde kalmasını sağlamak, mera ve ormanları bilimsel esaslarla yönetmek ve kontrollü otlatmayı yangın önleme sisteminin bir parçası haline getirmek olmalıdır. Böyle bir yaklaşım, yalnızca bir hayvancılık projesi olarak ele alınmamalıdır. Orman, mera, hayvancılık, kooperatifçilik, gıda sanayisi, kadın ve genç istihdamı, yangın önleme ve kırsal kalkınmayı aynı çatı altında buluşturan yeni nesil bir orman köyü ekonomisi oluşturabilir. Hedef, orman köylüsüne yalnızca hayvan vermek değil; hayvanın ürettiği değeri kooperatif aracılığıyla büyütmek ve bu ekonomik değeri ormanın, meranın ve köyün geleceğinin güvencesine dönüştürmek olmalıdır.